kurdistan-var-mi



Kürt Değerlerinin İnkarı


Yıllardır kardeşiz deyip Kürtler'in değerlerini inkar eden yoksayan zihniyetler,Kürtler'i asimilasyon politikalarından geçirmiş adeta Kültürel Erezyona uğratarak Kürtler'in değerlerini kültürlerini köreltmeyi başarmışlardır.Aslını özünü bilmeyen Kürt nesilleri yetiştirdiler yıllardır..

DÜN KÜRT YOKTU BUGÜN KURDISTAN





Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri Türk Devleti’yle Kürt halkı arasında bazen komik, bazen trajik, bazen de trajikomik olaylar yaşanıyor. Yaşananlara baktığımızda, kızmak mı, gülmek mi yoksa ağlamak mı gerekir, doğrusu bilemiyorum. 

Bildiğiniz gibi son yıllara kadar Türk yöneticileri, Kürt varlığını hep inkar ederlerdi. Bu süre içinde anlı şanlı Türk bilim adamları, Kürtlerin Türk olduklarını ispat etmek için, günümüz insanlarını güldüren bilimsel teoriler üretip durdular. Kürt aydınları da, işkence, hapishane ve ölümü göze alarak, bu yalanlara karşı çıktılar. Kürt diye bir halkın olup olmadığı üzerine yürütülen bu tartışmalar yüzünden, çok acılar yaşandı, zaman kaybedildi, buna rağmen geri kalmışlık zinciri kırılamadı. 

Türk yöneticileri, 82 yıldır Kürtlerin insani ve ulusal haklarımızı ayaklar altına aldılar. Kürtçe konuşmamızı ve yazmamızı yasakladılar. Binlerce Kürt yurtseverlerine işkence yaptılar, zindanlara attılar. Köyümüzü, tarlalarımızı, ormanımızı yakıp yıktılar. Bizleri sokak ortasında öldürdüler. Önderlerimizi dar ağaçlarında astılar. 

“Kürt diye bir halk yoktur” dediler, ama binlerce Kürdü,”Kürtçülük yapıyor” diyerek yargılayıp cezalandırdılar. “Kürtçe diye bir dil yoktur.” dediler, ama Kürtçe olan milyonlarca kaseti topladılar; tonlarca gazete, dergi ve kitabı toplatıp yaktılar. 

Türk devleti “Kürt yoktur.” dedikçe, binlerce Kürt aydını, köylüsü, zaman zaman ağası, beyi, şeyhi ve dedesi “Biz kürdüz.” diyerek bu ret ve inkar politikasına karşı mücadele ettiler. Bu kararlı direnç sonucunda Türk devleti, başını taşa vura vura Kürt gerçeğini kabul etmek zorunda kaldı. Yani Kürt halkı, içinde bulunduğu zor koşullara rağmen, büyük bir özveriyle direnip varlığını bunlara zorla kabul ettirdi. 

Şimdi de beylerimiz “Kürdistan diye bir ülke yoktur.” diyorlar. Belli ki, bu konuyu da kendilerine ayni yöntemle kabul ettirmek zorundayız. Sağlık olsun, biz her konuda olduğu gibi bu konuda da üzerimizi düşen görevimizi özveriyle yerine getireceğiz. Gerisini de onlar düşünsün. 

Kürdistan, asırlardan beridir dünya haritalarında yer alıyor. Ama beylerimiz bunu bir türlü kabul etmiyorlar. Türk aşiretleri bundan 930 yıl önce geldiklerinde, bu coğrafyada, Bizanslılar, Kürtler, Ermeniler ve Pontuslar oturuyordu. Onlar, istila ettikleri bu coğrafyadaki tüm isimleri değiştirdiler. Kostantinpolis, Kılikya, Karya, Millet, İonya, Anatoliya’yı; Amed, Tuşba, Çolamerg, Ruha, Agıri, Dersim, Cizirê Bota isimlerini Türkleştirerek, buraları Türklerin anayurdu haline getirdiler. İstila ettikleri bu coğrafyanın ismini de Türkiye koyarak uyduruk bir ülke yarattılar. 

Şimdi bu beylere, “İyi güzel, diyelim ki sizin dediğiniz gibi, bu coğrafyada Kürdistan diye bir ülke yok. Peki Türkistan diye bir ülke var mı?” diye sorsak ne cevap verirler acaba? Peki, Türkistan adında bir ülkesi yok mu? Var elbette. Ama orası, batısı bugün Türkistan adıyla bir devlet, dogusu da Çin sınırları içindedir. Sen kalk kendi ülkeni başkasına terk et, sonra gel başkalarının yurdunu işgal edip üzerine yat. Tüm coğrafi isimlerini Türkleştir. Sonra kalk, coğrafyanın gerçek sahibinin varlığını inkar et. Onları yok say ve yok etmeye kalk. Oh! yemede yanında yat. Yok ya, anan güzel mi? 

Bu sütundan tüm Türk büyüklerine sesleniyorum. Çok değil 90 yıl önce çizilmiş bir haritada, Türkiye adında bir ülkenin olduğunu bana gösterebilir misiniz? Ama bin yıl önce çizilmiş her haritada Kürdistan isimli bir ülkenin var olduğunu görebilirsiniz. Bu durum karşısında hala “Kürdistan diye bir ülke yoktur.” Diyerek nereye varmayı düşünüyorsunuz? 

Başınızı taşa vura vura, Kürt varlığını nasıl kabul ettiyseniz, Kürdistan’nın varlığını da öyle kabul etmek zorunda kalacaksınız. Sakın, “Dişimizi sıkalım, gün gelir Kürt toplumundaki taşlar biter” diye boş hayallere kapılmayın. Biz de taş, görevini yapacak çok insan malzemesi var. En iyisi gelin, siz bu kafayı değiştirin. Ne sizin kafanız kırılsın, ne de bizim taşlarımız eza ve cefa çeksin. 

Biz bu ülkenin gerçek sahibiyiz. Siz, kendi ülkenizi başkalarına bırakıp, bizim ülkemize göç ettiniz. Biz, sizi misafir gibi ağırladık. Aradan uzun bir zaman geçti. Der demez, artık aileden biri haline geldiniz. Ama sizler bununla yetinmiyorsunuz. Hem ülkemizi sahip çıkıyorsunuz, hem de bizi kendinize ortak olarak kabul etmiyorsunuz. Dünyada insaf denilen bir şey var. Sizin atalarınızın sözüyle, “Dağdan gelip bağdakini kovuyorsunuz.” Bu kadar da insafsızlık ve vicdansızlık olur mu?




«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

Yorum Yapın

Sağlıklı Bir Tartışma Ortamı için,Lütfen Yorumlarınızı Küfürsüz yazın..