» » » » » » » » Türkiye'deki Hizbullahçılar (Hüdapar) Kimlerdir? İşte Gerçek Yüzleri !



Türkiye'deki Hizbullahçılar'ı (Hüdapar) Tanıyalım

 

Hizbullah,Türkiye'de Doğu ve Güneydoğuda Pkk'nin kurulduktan ve harekete geçmesinden yaklaşık 1 yıl sonra 1979 yılında kurulmuştur. Bu tarih bile aslında Hizbullah'ın kuruluş amacını yansıtmaktadır.1990'lı yıllarda etkin olan Hizbullah hareketi tamamen o zaman ki Kürt mücadelesini bitirmeyi amaçlayan devletin kurduğu bir yapılanmadır.


Zira gerçek Hizbullahçılar İran ve Lübnan merkezli Şii bir yapılanmadır. ve Sunnilere karşı pek de iyimser olmadığını bilinmektedir.Bugün Suriye'de Esad'a destek veren bir örgüttür.


Oysa Türkiye'de kendilerine "Hizbullahçıyız" diyenlerin Şii'likle uzaktan yakından bir alakları yoktur.Tamamen Sunni bir inanca sahiptirler.
  • Hizbullah'ı tamamen devlet güçleri kurmuştur.Kuruluş amacı Kürt milli hareketine darbe vurmak.
  •   O yıllarda etkin bir şekilde dini anımsattığı için örgütün ismi Hizbullah olarak konulmuştur.



Hizbullahçılar özellikle 90'lı yıllarda Pkk ve devlet güçleri arasında olan şiddetin artmasıyla Jitem tarafında devreye sokuldu. Kürtler'e karşı her yolun mübah gördülüğü bir dönemde Kürtler,hem Jitem hem de Hizbullah'ın saldırılarına maruz kaldılar.

Yada başka bir deyişle devletin Hizbullah'ı halk arasında artık "Hizbulkontra" olarak anılmaya başlanmıştır.


Güneydoğu’da  devlet tarafından kurdurulan Hizbullah, bölgede 2 binden fazla faili meçhul cinayetin sorumlusu olarak gösteriliyor.



Jitem güçleri "kaleyi içten feth edelim" mantığıyla Doğuda Hizbullah yapılanmasını oluşturmuştu.Hizbullah, Kürt ulusal hareketine karşı savaşmaya başlamıştı.Kendilerine "dindar Kürtler" diye lans etmekte ve Kürt hareketine karşı dini kullanıp zayıflatmaya çalışmışlardır.

 Kürtlerin dini hassasiyetlerini kullanarak Kürt hareketine karşı olmuşlardır.

 Kürt hareketini yıpratmak için kurulan Hizbullah,bölgede yüzlerce cinayet işlenmiş kurbanları evlerın bodrum katlarına gömdükleri onlarca toplu mezar ele geçirilmiştir.Domuz bağıyla ve  diri diri gömme gibi vahşi yöntemler kullanılmıştır.

 Jitem'in  kalelere ulaşamadığı zaman Hizbullah militanları devreye sokuluyor ve Kürt gazeteciler siyasetçiler başta olmak üzere Jitem'in ölüm listesindeki isimleri katlediyorlardı.

90'lı yıllardaki devletin tetikçiliğini yapan Hizbullah 2000'li yıllara doğru kontroleden çıkmış ve artık kendi belirledikleri sebeplerden cinayet işlemeya başlamışlardı.Öyle ki  lisede kızlarla konuşan gençleri bile kendilerine hedef seçeçek kadar gözleri dönmüştür.

Hizbullah'ın Kürt Hareketine Karşı Oluşturulduğunu Beyan Eden Devlet Görevlilerin Açıklamaları




Meclis Araştırma Komisyonu’nun 1993 raporunda; Hizbullah’ın, Batman ilinde güvenlik güçleri tarafından siyasi ve askeri eğitim, ayrıca destek aldıkları anlatılmaktadır.

JİTEM’in kurucusu olduğunu iddia eden Türk Kara Kuvvetleri’nden emekli albay Arif Doğan, 17 Ocak 2011’de Ergenekon davaları kapsamında mahkemede ifade verirken; Hizbullah’ı, PKK militanları ile savaşması ve karşı devrimci bir güç unsuru olması için, Hizbul-Kontr (“Kontralar Partisi”) ismiyle kendisinin kurduğunu beyan etmiştir.




Dönemin en etkili ismi olan JİTEM’in kurucularından Binbaşı Cem Ersever bir söyleşisinde şunları söylüyordu:
  • Hizbullah’ın tetikçileri itirafçılar; Hizbullah ile bağlantıda olan iki kişi Alaattin Kanat ile Adem Yakın’dı. Bunların bize hep söylediği şu olmuştur; ‘Hizbullah PKK’nın düşmanıdır. Düşmanımın düşmanı benim dostumdur. Güvenlik güçleri kesinlikle Hizbullah ile uğraşmasın, onun yolunu açsın’. Adamların dediği de oldu. Güvenlik kuvvetleri Hizbullah’ı koruyup güçlendirmişlerdi. Hizbullah’ın tetikçilerinin çoğu itirafçıdır.”
 Binbaşı Cem Aysever 1993 Yılında Aydınlık gazetesine verdiği röportajda
Güneydoğudaki infaz olayları ve başka kanunsuz işleri itiraf etmişti. Cem daha çok Bingöl ve Tunceli Bölgesinde Yeşil’in karıştığı  kanunsuz olayları anlatıyordu. Fakat sıra Diyarbakır sırasına gelirse, eski OHAL ve Diyarbakır bölgesinde, o tarihlerde Jandarma Genel Komutanlığında görev yapan diğer Jandarma Komutanlarının isimlerinin de verebileceği korkusu vardı.
"Güneydoğu Anadolu'daki olayların gerçekleri Türk milletinden gizleniyor" dedikten birkaç ay sonra 4 Kasım 1993'te elleri önden bağlanmış kafasına iki el ateş edilmiş cesedi, Ankara Elmadağ ilçesi çıkışında bulundu.Jitem'in içinde yıllardır çalışan Ersever yine Jitem tarafından infaz edilmiş susturulmuştu.




Jandarma Yüzbaşı Özcan Tozlu; "Cem Ersever en yakın arkadaşı tarafından öldürüldü"



MİT'in resmi yanıtından beş yıl önce ise ismini açıklamayan bir MİT görevlisi, 24 Ağustos 1992 tarihinde bazı gazetelere verdiği bilgilerde bu MİT yetkilisinin söyledikleri, MİT'in resmi açıklaması yalanlaması ve gerçekleri gözler önüne sermesi bakımından önemliydi:
"Koruculuk sisteminden umduğunu bulamayanlar, bölge halkının manevi hissiyatını da göz önüne alarak yeni bir örgüt kurulmasına karar verdiler. Önce istihbarat içinde Kürtçe bilenler seçildi. Bunlar bir süre dini konularda eğitilerek küçük bir grup oluşturuldu ve halkın dini hassayitenin olduğu yerlere gönderildi. Bu grup belirli bir süre fikirlerini empoze ettikten sonra halkın arasından bir lider seçip, kendileri tamamen aradan çekildiler." 

TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu ise, 12 Ekim 1995’te yayınladığı raporda, Hizbullah’ın JİTEM kurucusu Binbaşı Cem Ersever ile olan bağlantısına, ordudan yardım aldıklarına, devletin çeşitli kurumlarıyla ilişkili olduklarına dikkat çekildi.

Komisyon başkanı Mehmet Elkatmış da, yaptığı açıklamalarda Hizbullah’ın devletçe yetiştirildiğini, olayı araştırmakta zorlandıklarını, işin ucunun asker ve üst düzeydeki bürokratlara dayandığını belirtmişti.




Hizbullahçıların "Devlet Bizi Kullandı" İtirafları


Haftalık "2000’e Doğru" dergisi, 16 Şubat 1992’de görgü tanıklarının ve Hizbullah sempatizanlarının verdiği bilgiler doğrultusunda, örgüt üyelerinin Diyarbakır’daki çevik kuvvet merkezinde eğitim gördüklerini bildirmiştir. Bu konuyla ilgili makalenin yayımlanmasından iki gün sonra bu makalenin yazarı Halit Güngen, faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir. Bir önceki sayısında devlet ve Hizbullah ilişkilerinden bahseden haftalık Gerçek dergisinin Diyarbakır temsilcisi Namık Tarancı, 20 Kasım 1992’de iş yerine giderken vurularak öldürülmüştür. Özgür Gündem muhabiri Hafız Akdemir; Silvan’da Hizbullah tarzı çifte cinayet işledikten sonra kaçan suikastçılara yardım ve yataklık eden bir kişinin, altı hafta gözaltında tutulduktan sonra mahkemeye bile çıkmadan serbest bırakılmasıyla ilgili hazırladığı bir yazıdan sonra, 8 Haziran 1992’de Diyarbakır sokaklarından birinde vurulup öldürülmüştür.

'Polis can güvenliğimizi sağlıyordu'



Yine bizzat Hizbullah üyeleri devletin yardımıyla nasıl örgütlendiklerini yine gazetelere verdikleri demeçlerde açıkça anlatıyorlardı. Hizbullah içinde yeraldığını söyleyen Osman Danış isimli ajan, 7 Mart 1992 tarihinde Yeni Ülke dergisine yaptığı açıklamada, 1990 yılında Gercüş Jandarma Bölük Komutanı tarafından ajanlaştırıldığını ve üç ay Diyarbakır'da Özel Tim Merkezi'nde eğitim gördüğünü söylüyordu. 

Bu çalışmalarından vali ve emniyet müdürünün de haberi olduğunu belirten Danış, gördüğü edğitimi şöyle aktarıyordu: "Eğitimlerde bir din adamı gibi çalışabilmeyi ve PKK'ye karşı nasıl çalışılacağını öğrendim. Polis de eyleme giren kişilerin can güvenliğini sağlıyordu. Bugüne kadar kimsenin yakalanmamasının nedeni budur. Bölgede dağıtılan bildirilerin çoğu Diyarbakır'dan geliyordu. Bizden biri öldüğünde polisler gelip başsağlığı diliyordu: 'Moralinizi bozmayın, bire on hesap soracağız' diyorlardı. Haberleşmeyi, Yeni Kırtasiye'den sağlıyorduk. Defalarca askerlerle köy baskınlarına gittik, köylülere işkence yaptık."

PKK'lıları Öldürmek Sevap Diye Kandırıyorlardı  Bizi


Hizbullah içinde yeralan İ.A. isimli ajan ise, "Komiser olduğunu tahmin ettiği Ali isimli biri tarafından ajanlaştırıldığını", "M.Ö. adlı birinden dini kitaplar aldığını" kaydediyordu. Bu kişinin, "PKK'nin Ermeni olduğunu ve onları öldürürse sevap kazanacaksınız diye kandırıyorlardu" söylediğini anlatan İ.A., "Batman'da Ata Zengin adlı bir kişinin evinde sürekli toplantılar yapıyorduk. Bu toplantılarda PKK saldırısına karşı nöbet tutardım" diyordu.
Hizbullahçıların nerede eğitildiği konusunda ise şunları söylüyordu: "Özellikle Batman, Nusaybin ve Silvan'da üs kurmuşlar. Kızıltepe'de eğitim merkezleri var. Eğitimciler, Bolu, Kayseri, Isparta ve Ankara'daki komando taburlarından geliyorlar. Diyarbakır Çevik Kuvvet Merkezi, Kızıltepe Orduevi, Batman MİT binası da bunların merkezi."


'TC bize muhtaç'


Batman'daki Hizbullah liderlerinden olan ve "Şeyhmus" kod adını kullanan kişinin Cumhuriyet gazetesinin 17 Şubat 1993 tarihli sayısında yeralan demeci, önceki örnekleri destekliyor. "Batman'da kolordunun da, korucunun da PKK'yı durduramadığını" ifade eden "Şeyhmus", "Ne oldu. Biz çıktık ve durdurduk. Bunu TC gördü. Eğer bize Batman'da müsamahakâr ise bu TC'nin bizi tutmasından değildir. Batman'da, Silvan'da TC bize muhtaçtır. Bize sarılmaktadır. Ama bu zavallılıktır. TC'nin PKK'nın hakkından gelemeyeceği cümle aleme ispat olunmuştur" diyordu.






İstanbul Beykoz'da Hizbullah'ın toplu mezarlarından çıkan cesetler.Resimde kişi domuz bağı ile öldürülmüştür.

Tarih: 20.01.2000



Türkiye Hizbullah'ın Kan Donduran Vahşetleri !




MEZAR EVLER

Bunların arasında feminist-islamcı yazar Konca Kuriş ve Malki cinayeti davası sanığı Mehmet Sümbül’ün sorgulandığı video kasetler, kayıp 11 işadamının da aralarında bulunduğu yüz kişilik “kaçırılacak insan listesi” de bulundu.

Beykoz’daki Hizbullah villasının eski sahibi Mehmet Altan, evi yılbaşından beş gün önce kendisini “Mustafa Demir” diye tanıtan bir kişiye 211 milyar lira karşılığında sattığını söyledi.

Operasyondan iki gün sonra Edip Gümüş’ün ifadesi doğrultusunda Üsküdar Hasip Paşa Caddesi 2. Çıkmaz Sokak 26 numaraya yapılan operasyonla da Hizbullah’ın, eşi görülmemiş bir toplu mezar vahşetine giriştiği ortaya çıktı.

Evin kazılan her köşesinden toprağa gömülmüş cesetler çıktı. Elleri ve ayakları bağlı olan ve cenin pozisyonunda gömülen on cesetten bazılarının kafatasında beton çivisi bulunduğu, kol ve bacaklarının kırıldığı ve kesildiği, maktullerin işkenceye maruz kaldıkları belirlendi.


 Beykoz baskını sonrası, Türkiye çapında yürütülen baskınlarla, 200’ün üzerinde mezar, Hizbullah evlerinin bodrumlarında bulunmuştur.


MEZAR EVLER YAYILIYOR


Öte yandan Üsküdar’daki evde bulunan ve teşhis için Adli Tıp Kurumu’na götürülen cesetlerin hiçbirisi kayıp işadamlarının aileleri tarafından uzun süre teşhis edilemedi. Örgüt lideri Velioğlu’nun cesedi ise ağabeyi Hayrettin Velioğlu tarafından doğrulandı.

Olaydan üç gün sonra 20 Ocak 2000’de Ankara Etimesgut’ta bulunan mezar evle birlikte Hizbullah vahşetinin sadece Üsküdar’daki evle sınırlı kalmadığı gözler önüne serildi. Sabaha karşı Etimesgut’ta üç eve baskın yapan polis ikisi kadın beş kişiyi gözaltına aldı.

Yapılan baskınlarda örgütün Ankara sorumlusu “Mehmet Yaşar” kod adlı Selman İpek’le “Recep” kod adlı örgüt üyesi Burhan Özlük de yakalandı. Yakalananların ifadeleri doğrultusunda Etimesgut’ta bir gecekondu olan evin bodrum katında yapılan kazılarda İstanbul’daki gibi elleri arkadan bağlı ve çıplak gömülmüş üç ceset bulundu.

Türkiye genelinde sürdürülen operasyonlar çerçevesinde 21 Ocak 2000’de Konya’da düzenlenen operasyonda da toplu mezar bulundu. Meram ilçesindeki bir evin bodrum katında, biri kadın üç cesede ulaşıldı.







Hizbullah cinayetlerini ve işkencelerini kamera ile kayda almış, polis tarafından ele geçirilen video kasetler, dönemin hükümet üyelerine izlettirilmişti. Başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz görüntüleri 10 dakika izleyebilmişlerdi.


VAHŞETİ VİDEO KASEDE ALDILAR


Yapılan operasyonlarda bulunan cesetler üzerindeki incelemeler ve ele geçirilen dökümanlardan örgüt üyelerinin kaçırdıkları kişileri önce işkenceyle sorguladıkları saptandı.

Kurbanların ağız ve burunlarının bantlandığı, el ve ayaklarının bağlandığı iplerin boyunlarında düğümlendiği, demir tellerle birbirlerine bağlanıp asma kilitle kilitlendikleri, henüz ölmeden toprağa gömüldükleri ve vahşetin videoya kaydedildiği belirlendi.


KARTAL’DAKİ BİR EVDE 9 CESET


Hizbullah’ın mezar evleri bu kadarla sınırlı kalmadı. Örgütün İstanbul’daki ikinci mezarevi, 28 Ocak 2000’de Kartal’da ortaya çıkarıldı. Kartal Çavuşoğlu Mahallesi Samanyolu Caddesi Görkemli Sokak 12 numaralı villa tipi evde yapılan aramada 9 ceset bulundu.





İŞKENCE ALETLERİ




Bu evin yakınında, Çobanyıldızı Caddesi 45 numaralı evde de araştırma yapan polis, örgüt üyelerinin imha etmeye çalıştığı bir bilgisayarla çok sayıda disket buldu.

Evdeki aramada depremzedeler için toplandığı görüntüsü veren çocuk ve büyük giyecekleri, ayakkabılar, öldürülen Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım’ın yakınlarıyla çekilmiş fotoğrafları ve işkence aletleri ele geçirildi.


İstanbul Kartal’daki evden sonra Diyarbakır Melikahmet semti Savaş Mahallesi Küçükkavas Sokak’taki yan yana iki evde de 30 Ocak 2000’de altı ceset çıkarıldı.






GAFFAR OKKAN SUİKASTI Jitem Hizbullah El Ele !


Diyarbakırda sevilen tek emniyet müdürü Gaffar Okan cinayeti sıradan bir suikast değildi.Hizbullah'a ard ardına operasyonlar yapan Gaffar Okan'ın ölüm emri Hizbullah için bir fırsat olmuştur.


Hizbullah'ın tek başına Diyarbakır'ın ortasında 26 kişi ile profesyonelce saldırı yapması olanaksız.Saldırıyı Jitem elemanları  ve Hizbullahçılar ortak yaptıkları güçlü bir ihtimal.

Gaffar Okan suikastindeki detaylar bunu doğrılar nitelikte.


Saldırıdan kısa bir süre önce şehrin tüm elektrikleri kesilmişti.

Emniyet Müdürü Gaffar Okan ve beraberindeki 10 polis memuru 24 Ocak 2001 günü saat 17:40 sıralarında makâmından Valilik Binası'na makam aracıyla seyir hâlinde iken, Sezâi Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflatun Park arasında, saldırıya uğruyor.


Olayı 26 kişilik bir ekip tarafından gerçekleştirildiği iddia ediliyor. Peki, Diyarbakır'ın en işlek caddelerinden birinde, akşam iş çıkışı saatinde ve etrafında dükkânlar olduğu halde olay yerine eline kolunu sallayarak gelen ve olaydan sonra kaçan bu 26 kişiyi nasıl kimse görmüyor nasıl tek bir kişi dahil yakalanmıyor?


Saldırıda Yaralı Olarak Kurtulan Polislerin İfadeleri




Saldırıdan yaralı olarak kurtulan polis memuru Veli Göztepe;


"Polis arkadaşların söylediklerine göre olay yerine Diyarbakır Kolordu Komutanı geliyor. 'Sayın valim, ne kadar asker var her yeri çevreleyelim' diyorlar; ama vali sıkıyönetim var diyerek engelliyor. Asker ısrar etse de vali gidilmemesi gerektiğini hatta gidenler hakkında soruşturma açılacağını söylüyor. Kimileri teröristlerin iki sokak ötede eski bir imamın evinde kaldıklarını söylüyor. Diyarbakır'da aranmayan yer kalmadı ama yer yarıldı yerin içine girdiler sanki bulunamadı.

  • Göztepe, olayın ardından yaşananları ve kafasındaki soru işaretlerine şöyle dikkat çekiyor: "Olay bittikten sonra iki sokak ötede polis o tarafa doğru gelen araçları durduruyor. Araçlardan birini durdurup kimlik istiyor. Bakıyor Jandarma İstihbarat kimliği var. İçindekiler 'Biz de sizdeniz, Ne oluyor burada?' diyorlar. Arkadaşımız, 'Emniyet müdürümüzü vurdular duymadınız mı?' diyor. Bunlar, 'Biz hiçbir şey duymadık!' deyip gidiyorlar. Yani iki sokak ötede silah ve bomba seslerini nasıl duymuyorlar burası soru işareti. Polis hemen önlem almak için Diyarbakır'ın giriş ve çıkış noktalarını kapatıyor. İki siyah camlı minibüsü durduruyor. Minibüsün içindekiler polise JİTEM kimliklerini gösteriyorlar. 'Biz ihbar aldık Gaffar Okkan'ı vuranlar Mardin yoluna doğru kaçıyorlarmış. Biz onları takip edeceğiz' diyor ve uzaklaşıyorlar.
Başka bir polis memuru Fatih Gökçek ise 24 Ocak gecesi yaşadıklarını şöyle anlatıyor:


"Ben Şehitlik Karakolu'nda görevliydim. Olaydan önce bir çocuk kaybolmuş diye bir anons geldi ve bizim ekip otosu, aramaya gitti. Karakolun önündeyken müdür bey geçti. 30 saniye falan sonra bir mermi sesi duyduk. Sonra 'merkez taranıyoruz' diye bir anons. Bizde zannettik bizim ekibi tarıyorlar. Hemen başkomiserin Şahin marka arabasına atlayıp olay yerine gittik. Tam rahmetliye el bombasını attılar biz olay yerine vardık.


Ara yolda ama çukur bir yerde iki kişiyle karşı karşıya geldik. Başkomiser de gördü adamları, ikimizde silahı doğrulttuk. Adamın birinin elinde tabanca, diğerinde Kaleş var. Ateş edeceğiz, 'teslim ol' diyeceğiz ama adamların tipi hiç terörist gibi değil. Bir an olay yerine bizim gibi polislerin geldiğini düşündük. Polis sandık onları. Tıraşlı, üstü başı giyimli, sarışın, doğulu olmadığından eminim. Biri orta yaşlı, biri 25′li yaşlarda. 'Siz kimsiniz?' diyorum ses yok. 'Polis misiniz asker misiniz?' diyorum ses yok".

O sırada sol taraftan bir mermi isabet alır Gökçek. Sol taraftan omuriliği delip çıkar mermi. Can havliyle baş komiserle ikisi o adamların üzerine bir şarjör boşaltır. Bu nedenle içlerinden birinin ölmüş olacağını düşünüyor. Olaydan sonra onların da izine rastlanmaz. Gökçek, sürükleyerek birileri tarafından götürülmüş olabileceğini düşünüyor.
  • Gökçek de siyah camlı iki minibüsün içinde JİTEM'den olduklarını söyleyip Mardin yoluna doğru hareket edenleri polis memuru arkadaşlarından duyduğunu belirtiyor. Hatta olaydan sonra birkaç kişinin Diyarbakır Orduevi'ne girdiğini söylediklerini ifade ediyor.
  •  Son derece profesyonelce işlenen cinayette Gaffar Okkan ile birlikte 6 emniyet görevlisi öldürüldü, yedi poliste yaralandı. Suikastin talimatını vermekle suçlanan Hizbullah’ın Şûra üyesi, ’Melle Mizgin’ kod adlı Mehmet Beşir Varol’un, Hizbullah’ın çekirdek kadrosunu oluşturan kişiler arasında yer aldığı belirtildi.

Davada, Varol 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılırken, Nurullah Gülsever suikast keşfini yaptığı gerekçesiyle 12 yıl 6 ay, Mehmet Çiçek ise Diyarbakır’da bir polisi öldürmekten  müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.



Kanun Değişti Salıverildiler !


Örgütün hapishanedeki lider kadrolarından Edip Gümüş, Cemal Tutar, Mehmet Varol, Fuat Balcı, Abdülkerim Kaya, Mustafa İpek, Seyhmus Kinay, Mahmut Demir, Kemal Gülsen ve Sinan Yakut 2011'de Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan değişiklik ile salıverildiler.


Evet Gaffar Okan cinayetindeki kilit isimler Akp döneminde yapılan kanun değişiklikleriyle serbest bırakıldılar.

165 cinayetin failiydiler


Bu kişiler, 165 kişinin öldürülmesi ve 84 kişinin yaralanmasının doğrudan faili olmaktan yargılanıyordu. Kamuoyunda bu tahliyelere yönelik yoğun tepkilerin ardından haklarında yeniden yakalama kararı çıkarıldı, ancak hiçbiri bulunamadı.


Hizbullah Kılık Değiştirdi Hüdapar ! İsimleri Değişti Ama Görevleri Hala Aynı !



Hizbullah'ın kontrolden çıktığı 2000'li yıllara doğru örgüt bitme noktasına gelindi.Akp iktidarından sonra yeniden palazlanan Hizbullah bu sefer isim değiştirerek Hüdapar olarak siyasete girmeye başladı.

Hızlı bir teşkilatlanma gerçekleştiren isim değiştiren Hizbullah yeni isimleriyle Hüdapar bu sefer HDP'ye karşı bir koz olarak kullanılmaya başlandı.

İsimleri değişti ama görevlerine iktidarın tetikçiliği olarak devam eden Hizbullah(Hüdapar) birçok toplumsal olayda 90'lı yıllarda olduğu gibi yine Kürtlere karşı örgütlenmeye başladılar.

  • Hizbullah Hüdaparcılar 90'lı yıllarda Jitem'in günümüzde ise Akp'ye yoldaşlık yapmaktadır.
  • Suriye'de Kürtler için tarihi bir fırsat varken Suriye'de Rojava yönetimine karşı tavır almışlardır.Kürtler'e saldıran IŞİD'e  karşı sessiz kalan güya kendilerine "dindar" olarak göstermekte ama kendilerinin "dindar" zırhını sadece araç olarak kullandıkları, özde temel görevleri kendi kardeşlerine Kürtlere karşı olmaları apaçık ortadadır.

  • IŞİD'e karşı sessiz kalan Hüdapar medyası hergün HDP aleyhinde kara propaganda yayınlar yapmaktan geri durmuyor.






2013 yılında Diyarbakır Dicle Üniversitesinde Hizbullahçılar polis eşliğinde Kürt öğrencilere saldırması hala hafızalarda.



«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

Yorum Yapın

Sağlıklı Bir Tartışma Ortamı için,Lütfen Yorumlarınızı Küfürsüz yazın..