» » » » » » Enes'i Öldüren Gaz Fişeğinin Kaybedilmesine Takipsizlik


enes ata kürt çocugu


Diyarbakır'da, 2006'da çıkan olaylarda 8 yaşındaki Enes Ata'nın ölümüne yol açan ve davanın en önemli delili olan gaz fişeğinin adli emanette kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmada savcı, 8 yıllık “zamanı aşımı” süresini gerekçe göstererek adli emanetteki görevli memur Ş.G. hakkında takipsizlik kararı verdi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 Mart 2006’da Diyarbakır’da çıkan olaylarda 8 yaşındaki Enes Ata'nın ölümüne yol açan ve davanın en önemli delili olan gaz fişeğinin adli emanette kaybolmasına ilişkin 2 yıldır yürüttüğü soruşturmayı tamamladı. Savcılık, Adli Emanette görevli memur Ş.G. hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan açılan soruşturmada 8 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu ileri sürerek, “takipsizlik” kararı verdi. Gaz fişeklerinin kaybolması ardından, Enes Ata öldürüldüğü sırada üzerinde bulunan ve kanıt niteliğinde olan elbiselerin de 2014 yılının Mayıs ayında mahkeme kararı olmaksızın polis tarafından imha edildiği ortaya çıkmıştı. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 2015 yılında mahkemeye gönderdiği yazıda, olay günü polislerin yaptığı bütün telsiz konuşma kayıtlarını imha ettiğini belirtmişti.

GAZ FİŞEĞİNİN KAYBOLDUĞU, MAHKEMEDE ORTAYA ÇIKTI


Davada, Ata’nın avukatlarının talebi üzerine yargılamayı yapan Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, Ata'nın ölümüne yol açan gaz fişeğinin incelenmesi için Jandarma Kriminal Laboratuvarı’na gönderilmesi amacıyla talimat yazmıştı. Mahkemede 12 Haziran 2015’te görülen duruşmada, Adli Emanet Memurluğu’ndan gelen yazıda, Adli Emanet deposunun 2006/95 sırasına kayıtlı tutanakta belirtilen ve Enes Ata'nın ölümüne yol açan gaz fişeğinin zarf içinde bulunamadığı ortaya çıkmıştı. Ata’nın avukatlarının talebi üzerine yargılamayı yapan mahkeme, davanın en önemli delillerinden biri olan gaz fişeğinin kaybolmasına ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuştu. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Adli Emanet Bürosunda görevli memur Ş.G. hakkında kayıt altına alınan gaz fişeği parçasını görevin gerekli kıldığı dikkat ve ihtimamı göstermeyerek emanette bir şekilde kayıp olmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle “Görevi kötüye kullanma” suçundan soruşturma açtı.

GAZ FİŞEĞİ İÇİN ‘ZAMAN AŞAMI’ KARARI


Savcılık, adli emanette ne zaman kaybolduğu bilinmeyen gaz fişeğinin 31 Mart 2006’da kaybolduğunu ileri sürerek, olayla ilgili 2 yılı aşkın süredir yürüttüğü soruşturmayı geçtiğimiz Şubat ayında tamamlayarak görevli memur Ş.G. hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcılığın “takipsizlik” kararının gerekçesi şöyle: “Şüphelinin üzerine atılı bulunan görevi kötüye kullanma suçunun 5237 sayılı TCK'nın 66/1.e maddesi gereğince 8 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğu, suç karşılığı ön görülen zaman aşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından, olay ile ilgili olarak zaman aşımı nedeniyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına.”

‘BU DOSYADA SAYISIZ HUKUKSUZLUK VE SUÇ BULUNMAKTADIR’


İHD Diyarbakır Şube Hukuk Komisyonu üyesi ve Enes Ata ailesinin avukatı Abdullah Zeytun, “zaman aşımı” gerekçe gösterilerek verilen kararı değerlendirdi. “11 yıldır devam eden bu dosyada Türkiye’de bir cezasızlık ve güvenlik görevlisi olan failleri aklama örneği sahneleniyor” ifadesini kullanan Zeytun, Enes Ata ve Mahsum Mızrak davasının, yargının suç işleyen asker ve polise karşı tutumunu ortaya koyan bir dava olduğuna işaret etti. Davada sayısız somut delile rağmen, 3 polisin beraat ettirilmek istendiğine dikkat çeken Zeytun, “Diğer dosyalardan farkı faillerin güvenlik görevlisi olduğu mahkemece de tespit edilmesine rağmen yine de sanıklar tutuksuz yargılanıp halen de görev yapmaktadırlar. Bu dosyada sayısız tanık olduğumuz hukuksuzluklar ve suçlar bulunmaktadır. 11 yıldır devam eden davada, faillerinin tutuksuz yargılanması suretiyle korunması, suçun delillerinin adli emanetten çalınarak delillerin karartılması, AİHM kararına rağmen etkin ve etkili soruşturma işlemlerinin yapılmaması sadece bir kaçı. En son olarak da Enes Ata’nın ölümüne sebep olan gaz fişeği parçasının Adli Emanette çalınması, delilin kaybettirilmesi şeklinde gerçekleşti” diye kaydetti.

‘BU KARARLA FAİLLER BİR KEZ DAHA KORUNMUŞTUR’


Savcılığın adli emanette kaybolan gaz fişeği ile ilgili yeterli ve etkili bir soruşturma yürütmediğini vurgulayan Zeytun, “Aslında benzer dosyalara tanık olduğumuz için her ne kadar bu hukuksuzluğa şaşırmasak da savcılık tarafından hiçbir soruşturma işlemi yapılmaksızın, gaz fişeğinin ne zaman ve kimler tarafından kaybettirildiği gibi en temel unsurları kararda belirtilmemiş. Savcılığın, gaz fişeğinin adli emanette çalınması suçunu ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle cezasız bırakması mevcut hukukla dahi açıklanması mümkün değildir. Aynı şekilde savcılık suç eşyasını kaybettiren/çalan şüphelinin Enes’in ölümünde fail olabileceği şüphesine bile yer vermemiştir. Soruşturmanın bu yönüyle de ele alınması gerektiğini belirtmemize rağmen soruşturmayı yürüten savcılık taleplerimizin aksine gerekçesiz bir şekilde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Failler bir kez daha korunmuştur. Bu karara karşı itirazlarımızı yapacağız” dedi.

NE OLMUŞTU?


Muş’un Şenyayla kırsalında, 24 Mart 2006’da 14 HPG’linin kimyasal silahlarla öldürülmesinin ardından 4 HPG’li için Diyarbakır’da tören düzenlendi. 4 HPG’linin cenazesinin getirildiği Şefik Efendi Cami önünde toplanan binlerce kişi, cenazeleri Yeniköy Mezarlığına getirerek toprağa verdi. Mezarlıktan ayrılarak kent merkezine yürüyen kitlenin önü Bağlar 10 Nisan Karakolunda polisler tarafından kesildi. Polisin burada kitleye müdahalesiyle başlayan olaylar kentin geneline yayıldı. Diyarbakır savaş alanına dönerken, 3 gün boyunca süren olaylar Batman, Nusaybin, Kızıltepe, Van başta olmak üzere birçok kente yayıldı. Olaylar sırasında dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereken yapılacaktır” açıklamasının ardından polis ve askerin olaylar sırasında kullandığı orantısız güç nedeniyle 7’si çocuk 13 kişi yaşamını yitirmişti.

DAVANIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRECEK DELİLLER BİR BİR KAYBOLDU


Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 8 yaşındaki Enes Ata ve 14 yaşındaki Mahsum Mızrak'ın başına gaz fişeği isabet etmesi sonucu ölümüyle ilgili özel harekat polisleri H.A, N.Ö. ve B.Ö. hakkında soruşturma başlattı. Diyarbakır Valiliği, attıkları gaz bombalarıyla Ata ve Mızrak’ın ölümüne neden olan polislerin “Gaz Bombası Yönetmeliğine göre hareket ederek, görevlerini yerine getirdiklerini” ileri sürerek, 2009 yılında polisler hakkında soruşturma izni vermedi. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, avukatların Diyarbakır İdare Mahkemesi’ne yaptığı itiraz üzerine valiliğin kararını kaldırdı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009 yılında 3 polis hakkında “Olası kast sonucu ölüme neden olmak” suçundan ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açtı. Davanın yargılamasına 2010 yılında Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Yargılamanın sürdüğü 7 yıllık sürede davada skandal sayılabilecek bir takım gelişmeler yaşandı. Davanın seyrine etki edecek deliller birer birer kayboldu. Mızrak'ın kafatasından çıkarılan bombaatar fişeğinin adli emanette değiştirilerek yerine av tüfeği fişeği konulduğu tespit edildi. Bununla ilgili yürütülen soruşturma ise devam ediyor.

SAVCI POLİSLERİN ‘DELİL YETERSİZLİĞİNDEN’ BERAATLARINI İSTEDİ


Yine Adli Emanet deposunda saklanan Enes Ata'nın ölümüne yol açan gaz fişeğinin zarf içinde bulunamadığı ortaya çıkmıştı. Ata öldürüldüğü sırada üzerinde bulunan ve kanıt niteliğinde olan elbiseleri de 2014 yılının Mayıs ayında mahkeme kararı olmaksızın polis tarafından imha edilmişti. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, 2015 yılında mahkemeye gönderdiği yazıda olay günü polislerin yaptığı bütün telsiz konuşma kayıtlarının imha ettiğini belirtmişti. Mızrak ailesinin yaptığı başvuru üzerine, davada etkin ve yeterli soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle AİHM, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi uyarınca “yaşam hakkının ihlal etmekten” ve “etkin soruşturma yapmamaktan” suçlu bulmuştu. AİHM, davada 2 defa ihlal kararı vermesine rağmen duruşma savcısı, dosya kapsamında bütün delillerin incelenmesi sonucunda Ata ve Mızrak'ın ölümlerine sebebiyet veren eylemlerin sanık polisler tarafından gerçekleştirildiğine dair her türlü şüpheden uzak ve cezalandırılmalarına yetecek derecede delil elde edilmediğini iddia ederek, polislerin beraatlarına karar verilmesini talep etmişti.


Dihaber 

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

Yorum Yapın

Sağlıklı Bir Tartışma Ortamı için,Lütfen Yorumlarınızı Küfürsüz yazın..