» » » » » » "Çatışmada Öldürüldü" denilmişti: Otopsi Raporunda İşkenceli İnfaz Çıktı






Lice’de geçen yıl Haziran ayında ailesinin gözleri önünde işkence ile öldürülen, ancak resmi makamlarca çatışmada yaşamını yitirdiği ileri sürülen Mehmet Şirin Kocakaya’nın otopsi tutanağına göre, vücudunda birçok kırık var, beyin kanaması geçirdi, vücudunda herhangi bir ateşli silah yaralaması yok.

Diyarbakır’ın Lice, Hazro ve Kocaköy ilçelerindeki 39 köyde Haziran 2016’da ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” ardından Lice’nin Yalaza (Kerwas) köyü Mehlê mezrasında 30 Haziran’da ailesinin gözleri önünde özel harekâtçıların işkencesi sonucunda yaşamını yitiren 1985 doğumlu Mehmet Şirin Kocakaya’nın ölümüne ilişkin hazırlanan “Ölü muayene ve otopsi tutanağı” işkenceyi gözler önüne serdi. O dönem resmi makamlar, “Çıkan çatışmada 1 terörist etkisiz hale getirildi” şeklinde açıklama yapmıştı. Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirilen Kocakaya’nın kesin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Cumhuriyet Savcısı ve otopsi uzmanlarınca yapılan muayene ve otopsinin ardından hazırlanan otopsi tutanağında şu bulgu ve tespitlere yer verildi.

VÜCUDUNUN BİRÇOK YERİNDE ÖZELLİKLE BAŞINDA ÇOK SAYIDA DARP İZİ, KIRIK VAR


Kocakaya’nın baş kısmında, yüzünde, kollarında 2 ile 10 santimetre arasında değişen boyutlarda çok sayıda morluk, darp izi olduğu belirtilen tutanakta, baş kısmının ön tarafında, alnında, elmacık kemiğinde, göz çevresinde, göz kapağında değişik boyutlarda çok sayıda yara izi, kesim ve çizikler olduğu kaydedildi. Kocakaya’nın baş kısmındaki saç derisinde darp izini gösteren 10 santimetre çapında yara olduğu ifade edildi. Yapılan iç muayenede ise Kocakaya’nın sol göğüs boşluğunda kanama, sağ göğsü üzerinde bulunan iki kaburganın kırık olduğu vurgulandı. Kocakaya’nın açılan kafatasında, beyin zarında ve beynin sol ve sağ tarafında yaygın kanama olduğu kaydedildi. Tutanakta, belirtilen yara ve darp izleri dışında Kocakaya’nın vücudunda haricen başkaca kesici delici alet yarası, ateşli silah yarası, boynunda boğma ya da boğulmaya ve asıya ait telem izi tespit edilmediği vurgulandı.

‘ÇATIŞMADA ÖLDÜ’ DENİLMİŞTİ


Kocakaya’nın vücudunda ateşli silah yarası bulunmadığı yönündeki tespite rağmen raporda, Kocakaya için “Yalaza köyünde güvenlik güçleri ile BTÖ mensupları arasında çıkan çatışma sonucunda ölen, cesedi getiren kolluk güçlerinin isminin Mehmet Şirin Kocakaya olabileceği bilgisine ulaşılan” ifadesi kullanılması dikkat çekti. Kocakaya’dan alınan kan örnekleri üzerinden Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) yaptığı inceleme sonucunda hazırlandığı raporda, kanında alkol ve uyuşturucu maddeye rastlanılmadığı belirtildi. Kocakaya’nın kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için dosyanın, otopsi görüntülerini içeren CD’nin ATK’ye gönderilmesi gerektiği kaydedildi.

ADLİ TIP UZMANI FİNCANCI: KOCAKAYA DARP SONUCUNDA YAŞAMINI YİTİRDİ


Kocakaya’nın “Ölüm Muayene ve Ötopsi Tutanağı”nı değerlendiren Adli Tıp Uzmanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Vücudun birçok bölgesine darbe almış, beyin kanaması kaburga kırıkları ve akciğer hasarı gelişmiş. Kocakaya’nın ölümünün yaşam hakkı ve işkence yönünde araştırılması gerekiyor. Çünkü bu kişi darp sonucunda yaşamını yitirmiş. Bunu işkence kapsamında değerlendirmek için olayla ilgili bütün bilgileri ve otopsi raporunu incelemek gerekiyor” diye vurguladı.

Raporda yer alan “çatışmada etkisiz hale getirildi” şeklindeki açıklamayı değerlendiren Fincancı, “Ölen kişinin vücudunda ateşli silah yarası yok. ‘Çatışmada etkisiz hale getirmek’ demek döverek öldürmek midir? Çatışmaya giren bir kişi nasıl bu kadar yakından darp edilir?” diye sordu.

‘KİM YAPARSA YAPSIN İŞKENCE MUTLAK ANLAMDA SUÇTUR’


TİHV Diyarbakır Temsilcisi Avukat Barış Yavuz da, Kocakaya’nın otopsi tutanağının sonuç kısmının, tek başına okunduğunda vücudunda herhangi ateşli bir silah girişi çıkış deliği ve yaralanmasının olmadığının açık olduğunu belirterek, “Vücudunda oluşan ezikler ve çizikler var. Bunun herhangi bir cisimle vurma ile gerçekleştirildiği görülüyor. Bütün bunları değerlendirdiğimizde ilk akla gelen soru; Kocakaya işkence sonucunda mı öldürüldü? Burada yapılaması gerekenler var. İşkence iddiasının ortadan kaldırılması için etkin bir soruşturma yapılması gerekir. Burada ilk andan itibaren Birleşmiş Milletler Hukuk Dışı, Keyfi ve Yargısız İnfazların Önlenmesine ve Soruşturulmasına İlişkin El Kılavuzu Minnesota Protokolü’ne göre otopsi işlemlerinin yapılması, bu iddia karşısında soruşturmanın etkin bir şekilde ve hızlı yürütülmesi gerekir. Etkin bir soruşturmayla faillerin açığa alınması, hemen sorgulanması ve gerekli işlemlerin yerine getirilmesi gerekiyor” diye vurguladı.

Otopsi tutanağındaki bilgilere rağmen Kocakaya’nın çatışmada yaşamını yitirdiğine ilişkin ifadelerin yer almasını değerlendiren Yavuz, “Ancak bu ülkede hala şu anlaşılamamış. Bu ülkede kim ne yaparsa yapsın işkence mutlak anlamda suçtur. Bir kişiyi herhangi bir çatışmada yakaladığınız zaman bu insanların hakları vardır. Devletin bütün çalışanları akıl ile hareket eder, bu aklın içinde duygusallığa yer yoktur. Bu akıl işkence yapmayı emrediyorsa ya da söylüyorsa o zaman devletin bu hukukunda bir sakatlık vardır. Bir hukuk devletinde yaşıyoruz. Bir hukuk devleti bunların etkin bir şekilde soruşturulmasını emreder” diye belirtti.

10 AY GEÇTİ CİNAYET İLE İLGİLİ ŞÜPHELİ YOK


Kocakaya’nın ölümü ile ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü soruşturma için yetkisizlik kararı vererek, dosyayı Lice Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermişti. Kocakaya’nın ölümü üzerinden 10 ayı aşkın bir süre geçmesine rağmen, dava dosyasında şüpheli olarak kimsenin ifadesinin alınmadığı öğrenildi.

NE OLMUŞTU

Diyarbakır’ın, Lice, Hazro ve Kocaköy ilçelerindeki 39 köyde, 20 Haziran 2016’da ilan edilen ve 3 Temmuz’da sona eren “sokağa çıkma yasağı” sırasında binlerce asker, polis ve korucunun katılımıyla "Bayrak-14 Şehit Jandarma Teğmen Abdülselam Özatak Müşterek Özel Birlik Operasyonu" adıyla operasyon başlatılmıştı. Operasyon kapsamında Lice ilçesi Yalaza (Kerwas) köyü Mehlê mezrasının 300 metre yakınında PKK’liler ile askerler arasında çatışma çıkmış, 2 PKK’li yaşamını yitirmişti. Çatışmanın ardından gözaltına alınan Mehmet Şirin Kocakaya, ailesinin gözü önünde özel harekâtçıların işkencesiyle öldürülmüştü. Kocakaya için yaygın medya "Ankara bombacısı" ve “terörist” diyerek, askerle girdiği çatışmada yaşamını yitirdiğini iddia etmişti.

ASKERLER AİLEDEN DAVACI OLDU


Köyde çıkan yangına müdahale etmek ve Kocakaya’ya işkence eden özel harekâtçıları engellemek isteyen aralarında Kocakaya’nın annesi Neşide, kardeşleri Erdal, Berfin ve Rojhat Kocakaya’nın da bulunduğu 34 kişi, asker ve polislerce feci şekilde darp edilerek gözaltına alınmıştı. Gördükleri işkence nedeniyle ağır yaralanan ve vücutlarında birçok kırık oluşan Kocakaya’nın kardeşleri Erdal ve Rojhat Kocakaya ile akrabası Veysi Gökhan, Diyarbakır’daki Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde getirilmiş, daha tedavileri bitmeden tutuklanmıştı. Aralarında Mehmet Şirin Kocakaya’nın annesi, kardeşleri ve akrabalarının bulunduğu 28 kişi hakkında 32’şer yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Operasyona katılan 7 asker “kendilerine hakaret ettikleri” iddiasıyla Kocakaya ailesinden davacı olmuştu.

KARDEŞİ OLAY GÜNÜ YAŞANANLARI ANLATTI


Kocakaya'nın kardeşi Erdal Kocakaya mahkemede verdiği ifadesinde olay günü yaşadıklarını şöyle anlattı: “…Bağırma ve çığlık seslerini duyan köydeki akrabalarım yanımıza geldi. Üzüm bağımızda çıkan yangını söndürmek için gittik. Ama askerler izin vermedi. Sonra bizi çadırın önünde topladılar. Askerler, ilk önce kardeşim Mehmet Şirin Kocakaya'yı ardından Veysi Gökhan'ı alıp ağaçlık alana götürüp işkence yapmaya başladılar. Bağırma ve feryat sesleri geliyordu. Biz askerlere 'Onlar sivil ve köylü niye dövüyorsunuz, işkence ediyorsunuz?' dedik. 2 asker bana 'Seni götürelim kardeşinin yanına, biz dövmüyoruz?' dediler. Beni yanlarına götürür götürmez 15-20 asker üzerime çullanıp tekmeler ve silah dipçikleriyle bana işkence yapmaya başladı. Askerler, kardeşim Mehmet Şirin Kocakaya ile Veysi Gökhan’ın ellerini arkadan kelepçeli bir şekilde yere yatırmış, işkence etmişlerdi. Gördükleri işkence nedeniyle yüzleri kan içindeydi, tanınmıyorlardı. Üçümüzü yan yana dizdiler, bana da aynı şekilde işkence yaptılar. Daha sonra kardeşim Rojhat Kocakaya'yı yanıma getirdiler. Onu da yanımıza getirir getirmez ‘Bak kardeşlerin bu halde’ deyip onu darp edip, işkence etmeye başladılar. Onlara 'Biz siviliz niye bize işkence ediyorsunuz?' dedim. Onlar da bana, 'Bu operasyon için bin 500 kilometre yol geldik. Sizi dövmeyelim de kimi dövelim?' dediler. İşkence esnasında görüntülerimizi çekiyorlardı… Kardeşim Mehmet Şirin'in kafasının taşa değdiği söyleniyor, ancak kardeşim gözlerimin önünde yere yatılı halde işkence edilerek katledildi. Gördüğümüz işkenceden yürüyecek halimiz olmadığı için askerler bizi yerlerde sürükleyerek götürdüler.”

‘KARDEŞİM AMBULANSTA YAŞIYORDU ÖLÜMÜNÜ BEKLEDİLER’


Olay günü, maruz kaldığı işkence nedeniyle yaralanarak, hastanede tedavi altına alınan Kocakaya’nın kardeşi Rojhat Kocakaya ise, “Ben askerlere ‘İşkence yapıyorsunuz' deyince beni de götürdüler. Köyün görüş alanından çıkar çıkmaz ellerimi tutum kablo ile arkadan bağladılar. Kardeşlerimin yanına götürdüler. Ağabeyimin yanında beni darp etmeye başladılar. İşkence gördüm, şuurumu kaybettim. Ağza alınmayacak küfürleri söylüyorlardı. Panzer içinde dahi bize işkence yaptıklarına ilişkin görüntüler vardır. Bizi yerlerde sürüklediler. Hepimizi mağdur eden ve kardeşimi öldüren herkesten şikâyetçiyiz. Lice'ye vardığımızda kardeşim Mehmet Şirin Kocakaya Lice Karakolu’nun önünde ambulans içerisinde yaşıyordu. Ölümünü beklediler. Yaralı olmamıza rağmen bizi ayakta beklettiler" demişti.

DİYARBAKIR’DAKİ STK’LER LİCE’DE YAŞANANLAR İÇİN ‘SAVAŞ SUÇU’ DEMİŞTİ


Diyarbakır Barosu, İHD, MAZLUMDER, TİHV ve Diyarbakır Tabip Odası’ndan oluşan bir heyet çatışmanın yaşandığı köyde yaptığı inceleme ve görüşmeler sonucunda hazırladığı raporu 14 Temmuz 2016’da yaptığı basın açıklamasıyla basına paylaşmıştı. Raporda “İki PKK militanının hayatını kaybettiği operasyonun, ölüm riskini olabildiğince minimalize edecek şekilde hazırlanmadığı ve kontrol edilmediği, somut olayda kullanılan ölümcül gücün demokratik bir toplumda mutlak zorunluluk hali kapsamında değerlendirilemeyeceği ve orantılı kabul edilemeyeceği, dolayısıyla iki PKK militanının yaşam hakkının ihlal edildiği kanaatindedir. Heyetimiz M. Şirin Kocakaya’nın görüşülen kişilerin beyanlarına ve defin için alınan cesetteki gözlemlerine göre güvenlik güçlerine teslim olduktan sonra, darp edilerek öldürülmesini açık bir şekilde ‘yargısız infaz’ olarak değerlendirmekte ve M. Şirin Kocakaya’nın yaşam hakkının ihlal edildiği kanaatindedir.

Ayrıca, iki PKK militanı ve köylü M. Şirin Kocakaya’nın cenazeleri de Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Morguna getirilmiş ve otopsileri burada gerçekleşmiştir. Ancak, tüm çabalara rağmen otopsilere avukatların refakat etmesi engellenmiş, otopsi işlemleri gizli gerçekleştirilmiştir. Heyetimiz, sivilleri hedef alan ve yaşam hakkı ihlali ve işkence yasağı başta olmak üzere ağır insan hakları ihlaline neden olan saldırıları kınamaktadır. Sivilleri hedef alan her türlü saldırının savaş suçu olduğunu kabul etmektedir ve olayların bütün boyutları ile açığa çıkartılması amacıyla etkin bir soruşturma yürütülmesini talep etmektedir” şeklindeki tespit ve taleplerde bulunulmuştu.

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

Yorum Yapın

Sağlıklı Bir Tartışma Ortamı için,Lütfen Yorumlarınızı Küfürsüz yazın..