» » » » » » » Türkiye Neden Afrin'e Saldırıyor?



İçeride ve bölgesel düzeyde yaşanan kritik bir dönemde, Türkiye Efrîn’e yönelik saldırı hazırlığı içerisinde. Olası bir saldırı, sadece Kürtlerle hesaplaşmanın ötesinde iç siyaseti savaş politikaları üzerinden dizayn etmek gibi iktidar açısından denenmiş bir stratejik arka plana sahip.







İçeride ve bölgesel düzeyde yaşanan kritik bir dönemde, Türkiye Efrîn’e yönelik saldırı hazırlığı içerisinde. Olası bir saldırı, sadece Kürtlerle hesaplaşmanın ötesinde iç siyaseti savaş politikaları üzerinden dizayn etmek gibi iktidar açısından denenmiş bir stratejik arka plana sahip.

Türkiye, içerideki Kürtlerle barışmanın bütün yollarını kapattıktan sonra şimdi sınırları dışındaki Kürtleri de bütünüyle karşısına alacak kapsamlı bir yönelim içine girmeye hazırlanıyor. Suriye savaşı başladığı günden beri Kuzey Suriye’deki oluşumu kabul etmediğini saklamayan AKP iktidarı, ilk önce bu oluşumu desteklediği, kendisine bağlı güçlerle engelleme yoluna gitti. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), El Nusra ve hatta yer yer DAİŞ’e verilen desteklerle, Kürt oluşumunu tasfiye etmeyi amaçlayan Türkiye yönetimi, 6 yıllık Suriye iç savaşı boyunca bu politikanın işe yaramadığını kabul etti. Söz konusu gruplar, Kürtlerle girdikleri çatışma ve savaşlarda yenilince, Türkiye doğrudan işe müdahil olmaya karar verdi ve “Fırat Kalkanı”nı da “Kürt bölgelerinin birleşmesini önlemek üzerinden” planlayıp kamuoyunu da öyle açıkladı.

FIRAT KALKANI BEKLENEN FAYDAYI VERMEDİ


Ancak, uluslararası koalisyonun da oluruyla Cerablus üzerinden gelişen “Fırat Kalkanı Harekatı”, Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) egemenlik alanları dışında kaldığı için Türkiye’yi bu güçler ile doğrudan doğruya karşı karşıya getirmedi. Yaşanan kimi küçük çaplı çatışmalar da ABD ve Rusya’nın devreye girmesiyle engellenmiş oldu. Türkiye bununla, bir yandan Suriye’ye yerleşirken öte yandan Kuzey Suriye güçlerini durdurmayı amaçladı. Aynı zamanda bölgede bulunan ABD ve Rusya’ya karşı da DAİŞ ve diğer gruplarla yürütülen mücadelede aktif yer alacak bir partner olarak kendisini gösterdi. Hatta bütün yetkililer “Fırat Kalkanı” sonrasında Rakka’ya yapılacak olan olası bir operasyonda kendilerinin kara gücü olarak da yer alabileceklerini belirterek operasyona talip oldu. Ancak ne QSD'nin ilerleyişi engellenebildi ne de sahada bulunan güçler açısından Türkiye güvenilir bir partner olarak kabul edildi.

İKİNCİ DALGA SALDIRI


Böylece Türkiye şimdi Kürtleri durdurma planının ikinci aşamasını devreye sokuyor. Daha önce Qereçox’a yönelik hava saldırısında nabız yoklayan, Kürtlerin yanı sıra bölgesel aktörlerin tutumunu test eden Türkiye, kimi yeni gelişmelerle birlikte Kuzey Suriye’ye yönelik ikinci dalga saldırıyı başlatmanın zamanı geldiğine inanıyor. Ancak bu saldırı girişiminde Türkiye’nin hedef olarak Efrîn’i seçmesinin de birden fazla nedeni ve gerekçesi var yine Türkiye açısından...

KÜRTLERE KARŞI ESAD İLE İTTİFAK ARAYIŞI


Özellikle Suriye’deki dengeler açısından Türkiye, önümüzdeki dönemde Kürtlerin yalnızlaşacağını ve birden çok kesimin ortak saldırısının hedefi olacağını hesaplıyor. Rakka operasyonu sırasında ABD’nin Suriye uçağını düşürmesi sonrasında, İran ve Suriye’nin QSD’ye saldıracağını Qamişlo, Heseke bölgesinin bu saldırıların hedefi olacağını varsayan Türkiye, bu konuda özellikle Haşdi Şabi, Kürt bölgelerinde oluşturulmaya çalışılan kimi silahlı rejim yanlısı milis güçlerine umudunu bağlamış durumda. Ayrıca, ABD ile Rusya arasında Suriye üzerinden derinleşen rekabet konusunda, şimdiye kadar 3’üncü taraf olarak bağımsız duruşunu sürdürmüş Kürtlerin bu güçler tarafından bir tercihe zorlanacağını ve bunun da Kürtleri bu çatışmanın bir tarafı haline getireceği şeklinde bir hesap yapılıyor. Bütün bu hesaplar üzerinden Türkiye, üç koldan saldırarak, Efrîn’i diğer güçlerin de Qamişlo ve Hesekê bölgesinin tasfiye edilmesini umuyor. Ve bu durum doğal olarak, Suriye iç savaşı başladığı dönemde Esad karşıtı politikalar ile olaya müdahil olan Türkiye için Kürtlere karşı Esad’ı doğal müttefik haline getiriyor ve Kürtlere karşı Esad ve müttefiklerine bel bağlıyor.

RUSYA’YI GÜVENCE OLARAK GÖRÜYOR


Ayrıca Türkiye’nin Efrîn’i hedef almasının nedenlerinden biri de, Esad’ın müttefiklerinden olan Rusya’nın bölgedeki varlığını bu konuda güvence olarak görülmesinde yatıyor. Efrîn’e yönelik olası bir saldırıda Kürtlerin orada Türkiye’nin teknik saldırılarına karşı yalnız kalacağı, Rusya’nın Kürtleri cezalandırmak için bu duruma sessiz kalacağı hesaplanıyor. Türkiye’nin QSD’nin savaş kapasitesi olarak daha güçlü ve diri olduğu Efrîn’i hedef almış olması da bu açıdan tesadüfi değil.

SALDIRI HAZIRLIĞININ İÇ POLİTİKA BOYUTU


Ayrıca saldırı hazırlığının bir de iç politika ile ilgili boyutu var; ki birçok açıdan bu durum iktidar açısından belirleyici bir konum kazanıyor. 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında ilan edilen OHAL birinci yılını geride bırakacak. Darbeyi “Allah’ın lütfu” olarak gören ve OHAL koşullarında rejim değişikliği anlamına gelen anayasa referandumu yaptıran AKP iktidarına karşı tepkiler yükseliyor. Bütün baskılara rağmen OHAL’in birinci yılında yüzbinlerce insan, adalet arayışı için yollarda. Her şeye rağmen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Mart-Nisan aylarında “kimsenin adını ağzına alamayacağını” belirttiği Kürt hareketi varlığını sürdürüyor, çatışmalar ve askeri kayıplar giderek artıyor. İçeri atılan 10 binlerce insan itirazlarını ve tepkilerini sürdürüyor. AKP içerisinde de varlığı bilinen huzursuzluğun ne zaman nasıl patlak vereceği bilinmiyor. Uluslararası alanda da Türkiye’ye yönelik tepkiler, eleştiriler artıyor ve Türkiye yönetimi gittikçe yalnızlaşmaya başladı. Yine Katar meselesi üzerinden Türkiye’ye yönelik suçlamalar iktidarı zorlayan konuların başında geliyor. Ayrıca 2019 yılında AKP’nin “beka” sorunu olarak gördüğü "başkanlık seçimleri" yapılacak ki bunun erkene alınma ihtimali de konuşulan konular arasında. Ayrıca artan toplumsal tepkiler arasında yüzde 50 üzerinde bir oy ile seçimi kazanmanın da AKP açısından bir garantisi yok.

SAVAŞA DAYALI İÇ SİYASETİ DİZAYN ETME ARAYIŞI


Bütün bu nedenlerle, Kürtlere karşı olası bir saldırı ve yaşanacak bir savaş, iç siyaseti dizayn etme ve tepkileri baskılamanın araçlarından biri olarak görülüyor. AKP, 7 Haziran seçimlerinden sonra özellikle bölgeye yönelik saldırılarla bu durumu sınadı. Türkiye açısından önemli kayıplar içerse de bunun kendisi açısından “başarılı sonuçlar” verdiğini düşünüyor. En azından Kasım seçimlerini kazanmasını ve şimdiye kadar iktidarını sürdürmesinin bu savaşa borçlu olduğunu düşünüyor. Şimdi bunca sıkışma arasında Efrîn’e yönelik olası bir saldırı, verilecek kayıplar, bölgesel düzeyde yaşanacak olan kaos, AKP açısından ortağı MHP’nin yanı sıra CHP’yi de yedeklemenin, iç muhalefeti bastırmanın, milliyetçiliği artırmanın aracı olacak. Böylece şu durumda yeterli görülmeyen OHAL’in bir aşama ileriye taşınarak “savaş hali", "seferberlik hali” gibi durumlarla sürdürülmesi daha da kolaylaşacak ve 2019’daki seçimler bile yaptırılmadan iktidarı sürdürmek olanaklı hale gelmiş olacak.

Kenan Kırkaya - dihaber

«
Next
Sonraki Kayıt
»
Previous
Önceki Kayıt

Hiç yorum yok:

Yorum Yapın

Sağlıklı Bir Tartışma Ortamı için,Lütfen Yorumlarınızı Küfürsüz yazın..